YAZILARIM etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
YAZILARIM etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Şubat 2009 Perşembe

EVLİLİKTE MUTLULUĞUN SIRLARI........

LÜTFEN OKUYUN ARKADAŞLAR...

Bülent, avucunu açmış kendisine doğru elini uzatan adama ters ters baktı. Elli yaşlarında gösteren adam, görmeye alıştığı hırpani kıyafetli dilencilere benzemiyordu. Üzerindeki giysiler eski fakat temizdi. Eli yüzü temiz ve sağlıklı görünüyordu. "Sapa sağlam adam gidip çalışacağına dileniyor, belki benden daha zengindir" diye düşündü. Zaten canı çok sıkkındı, birde sinirlenmişti.

Alaycı bir ses tonuyla:
- Ekmek parası mı istiyorsun ? diye sordu.
- Hayır çikolata parası lazım!

Bülent'in kızgınlığı şaşkınlığa döndü. Espri yeteneği olan dilencinin hali de başka oluyor diye düşündü.
- Niye siz ekmek bulamayınca çikolata mı yiyorsunuz?
- Hayır. Ekmek bulamadığımız günler genellikle bulgur pilavı yeriz, onu da bulamadıysak aç yatarız.

Bülent adamın ciddi mi konuştuğunu yoksa dalga mı geçtiğini anlayamamıştı.
- Bu gün karnınız doydu üstüne tatlı mı istedi canınız?
- Fakirin canı mı olur ki, tatlı istesin beyim.
- Bu bir kamera şakası mı yoksa sen iş bulamamış stendapçı mısın?
- Hiçbiri değil. Sadece fakirim. Bugün karımın doğum günü, ona çikolata götürmek istiyorum.
- Doğum gününde yaş pasta alınır bildiğim kadarıyla.
- O bizim için değil zenginler için. Otuz yıllık evliliğimiz boyunca ona bir kez bile yaş pasta alamadım. Ama her doğum gününde mutlaka çikolata götürdüm. Çikolatayı çok sever.

Adamın söyledikleri Bülent'in dikkatini çekmişti. O akşam karısıyla kavga etmiş, kapıyı çarpıp kendini sokağa atmıştı. Arabasına da binmemiş sahile kadar yürümüştü. Denizi seyretmek de onu rahatlatmamıştı . Oysa eskiden denizi seyrederken çok rahatlardı. Dalgalar sıkıntısını alıp götürürdü.Fakat karısının evde ağlıyor olduğunu bildiği için olsa gerek, hiçbir şey onu rahatlatmıyordu. Dilenciyle konuşurken biraz kafası dağılmıştı. "Acaba söyledikleri gerçek mi, yoksa uyduruyor mu" diye düşündü.
- Cebinde bir çikolata alacak para yok mu şimdi?

Bülent'in sorusu üzerine adam ceplerini boşalttı, bir nüfus cüzdanından başka bir şey çıkmadı.
- Ben dilenci değilim. İşim yok. Günlük çalışırım, ne iş bulursam yaparım. Fakat bu gün bütün gün iş aradım, aksilik bu ya, hiçbir iş bulamadım.

Bülent oturduğu bankı işaret ederek yer gösterdi.
- Oturun biraz dertleşelim bari, dedi.
Adam çekingen çekingen oturdu yanına.
- Yokmu eşin dostun, borç alacak akraban?
- Fakirin akrabaları da fakir olur beyim. Bulurlarsa kendi karınlarını doyururlar.
- Dilenecek kadar çok mu seviyorsun karını ?
- Hem de çok seviyorum. Otuz yılımı aydınlattı o benim.
- Hımmmm. Aşk hem de otuz yıl süren aşk. Hayret doğrusu! Aşkın ömrü en fazla üç yıl diyorlar oysa. Sen otuz yıldan bahsediyorsun.
- Evet. Geçen yıllar sevgimi azaltmadığı gibi artırdı.
- Söyle o zaman nedir evlilikte mutluluğun sırrı? Söylediklerine bakılırsa sen mutluluğun formülünü bulmuş gibisin.
- Ben ilkokulu bile bitirmedim. Öyle formül falan bilmem.
- Formül dediysem kimya formülü sormuyorum canım. Bende altı yıllık evliyim. Sevdiğim kadınla evlendim, fakat mutlu değilim. Sürekli kavga ediyoruz. Daha iki saat önce kapıyı çarptım çıktım. Evimiz, arabamız, işimiz, gücümüz, her şeyimiz var ama mutlu değiliz. Senin hiçbir şeyin yok, ama mutlusun. Para mı acaba bizi mutsuz eden?
- Hiçbir şeyim yok mu? Hayır benim her şeyim var. Benim karım her şeyim. Sevgilim, eşim, arkadaşım, hayat yoldaşım. Hayatımı paylaştığım insandan daha değerli ve daha önemli ne olabilir ki dünyada? Sizin ev, araba, iş diye her şey dediğiniz şeylerdir aslında hiçbir şey olan.
- Öyle deme, şu kadar varlığın içinde bile karım her şeyden şikayet ediyor. Bir de fakir olsam kim bilir ne olur?
- Altın tasın, kan kusana faydası yoktur beyim. Sen kadın ruhunu hiç anlamamışsın. Hiçbir kadın iyi bir evde oturduğu, hergün çeşit çeşit yiyecekler yediği için mutlu olmaz. Bir kadın, kocasının her şeyi olduğunu bildiğinde ancak mutlu olur.
- Sizin mutluluğunuzun sırrı bumu ?
- Olabilir. Ben karıma değerli şeyler alamıyorum ama ona benim için ne kadar değerli olduğunu hissettiriyorum. O da çok mutlu oluyor.
- Bir kadına değerli olduğunu nasıl hissettirilir?
- Küçük kızı severek.
- Küçük kız mı ? Hangi küçük kız ?
- Yaşı kaç olursa olsun her kadının içinde hiç büyümeyen bir küçük kız vardır. O kızı ne kadar çok sever, ne kadar çok mutu edersen, o kadını da o kadar mutlu edersin.
- Nasıl yani ?
- Küçük kız neleri sever, nelerden hoşlanır bir düşünün. Küçük kızlar hep beğenilmek, ilgi görmek isterler. Güzel olduklarını duymaya bayılırlar. Kendilerine prensesmiş gibi davranılmasını beklerler. Küçük kızlar hep prenses olmayı hayal ederler. Sürprizlerden hoşlanırlar. Biraz şımartılmak isterler. Sevilmek ve sevildiklerini hep duymak isterler. İltifata doymaz küçük kızlar. Öyle değil mi?
- Haklısın. Benim dört yaşımda bir kızım var. Adı Aylin. Her akşam boynuma sarılır "babacığım beni ne kadar seviyorsun?" diye sorar. Giysisini değiştirdiği zaman etrafımda "Baba güzel olmuş muyum?" diye sorar durur. Güzelsin demem de yetmez ona. " Harikasın prenses gibi olmuşsun" demeliyim. Dünyanın en güzel kızı demeliyim.
- İşte kadınlar bir ömür boyu bunu duymak isterler. Ben elli yaşındaki karıma böyle davranıyorum. Ömrümüz olurda seksen, doksan yıl da yaşarsak ben ona böyle davranmaya devam edeceğim. Ona "bebeğim" diye hitap ediyorum çok hoşuna gidiyor. "Bebeğim bana bir çay yapar mısın?" dediğimde çay yapmak için nasıl koşturduğunu görmelisiniz.
- Hiç kavga etmez misiniz siz?
- Kavga evliliğin tadı tuzu. Arada biz de tartışırız. Küsüp barışmanın tadı ayrıdır. Benim karım bir keçi kadar inatçıdır. Onunla barışmak için uğraşmak ayrı bir keyif verir bana.
- Benim eşim çok ciddi kadındır. Hiç küçük kız havası yok onda. Küçük kızlar büyüdükleri zaman artık sevgi, ilgi istemeye utanırlar.
- En ciddi yada en yaşlı kadının bile o küçük kız mutlaka vardır. Yeter ki sen o tatlı kızı sevindirmeyi, mutlu etmeyi bil. Ve o küçük kızı asla aldatma. Yoksa bir daha sana güvenmez ve ne yaparsan yap hep kuşkuyla bakar. Küçük kızlar hem çabuk mutlu olurlar hem de çabuk kırılırlar. Çok narindir onlar. Hoyrat elleri sevmezler. Yumuşak dokunuşları severler.
- Bu tavsiyeni deneyeceğim. Fakat her zaman yapabilir miyim bilmiyorum. Bazen işlerim çok yoğun oluyor o zaman eve çok yorgun gidiyorum.
- Bu sadece bir bahane. O küçük kızı mutlu etmek dünyanın en kolay işi. Çoğu zaman birkaç tatlı söz yeterli olur. Sen o küçük kızı mutlu ettiğinde karşılığını fazlasıyla alırsın. Artık o seni rahat ettirmek için elinden gelen gayreti gösterir. Karısı mutlu olmayan erkek mutlu olamaz. Mutlu olmak isteyen erkek önce hayat arkadaşını mutlu etmelidir. Düşünsene somurtkan, mutsuz, sürekli söylenen biriyle yolculuğa çıksan ne kadar mutlu olabilirsin.
- Haklısında bende bütün gün ailem için çalışıp yoruluyorum.
- Yine para, yine dış sebepler. Evet para önemli ve gerekli ama kadınlar para için erkekleri sevmezler. Para geçici mutluluklar verir. Kadınlar hediye almayı severler. Paran varsa hediye al tabi. Ama hediyeyle mutlu olmasını bekleme. Hediyenin yanına sevgini katmazsan hediyenin bir anlamı yoktur. Benim hiçbir zaman çok param olmadı. Günlük kazandım günlük yedik. Bazen aç kaldığımız günler oldu. Hiçbir zaman karımın kulaklarına altın küpe takamadım ama her zaman aşk sözleri fısıldadım. Hiçbir zaman boynuna pırlanta gerdanlık alamadım ama hep öpücüklerle sevdim boynunu. Hiçbir zaman ona ipek elbiseler giydiremedim ama kendi bedenimle ipek elbise gibi yumuşacık sardım bedenini ve mutlu ettim onu.

Adam ayağa kalktı.
- Bana müsaade, artık gitmeliyim, karım merak eder. Sende git evine küçük kızın gönlünü al, belki o küçük kız şimdi evde ağlayıp duruyordur.

Bülent de ayağa kalktı. Kuvvetlice elini sıktı.
- Sizi tanıdığıma çok memnun oldum.

Elini bıraktı koluna girdi. Yolun karşısındaki pastaneyi gösterdi.
- Hadi gel eşin için şuradan çikolatalı pasta alalım, dedi.

Pastayı aldılar. Adam hayatında ilk defa karısına yaş pasta götürmenin mutluluğuyla, bin bir teşekkür ederek evginin yolunu tuttu. Bülent de pastanenin yanındaki manavdan karısının en sevdiği meyvelerden aldı. Evine geldiğinde karısı şişmiş gözlerle mutfak masasında oturmuş su içiyordu. Bülent hiç konuşmadan meyveleri büyükçe bir tabağa döküp yıkadı. Sonra eşinin önüne koydu.
- Bunlar dünyanın en şanslı meyveleri, dedi.

İnci hiç konuşmadı.
- Sorsana "niye" diye.

İnci kızgın kızgın:
- Niye? Diye sordu.
- Çünkü dünyanın en güzel ve en tatlı kadının midesine gidecek, dedi gayet ciddi bir ses tonuyla.

İnci şaşırmıştı. Bir anda yüzünün ifadesi yumuşamıştı.
- Bunlar senin sevdiğin meyveler, senin için aldım.
- Hayret bir şey! Her zaman kendi sevdiğin meyveleri alırdın. Benim hangi meyveleri sevdiğimi iyi hatırlamışsın.
- Aslında bu beklediğim istediğim bir şeydi. bak senin sevdiğin meyveleri aldım ama şimdi kıymeti yok.
- Çünkü sana çok kırgınım, meyve alarak gönlümü alamazsın.
- Özür dilerim seni kırdığım için.

Sonra Bülent yere diz çöktü.
- Cezam neyse razıyım. Ama bir tek şey istiyorum senden. Seni delice seven bu adamı senden mahrum etme.

Bülent yere çömelmiş, boynu bükük bir vaziyette çok komik görünüyordu. İnci kıkır kıkır gülmeye başladı.
- Affetmek o kadar kolay değil. Bakalım hangi cezalara katlanabileceksin, dedi.

Bülent işte o zaman ona muzip muzip bakan eşinin içinde sakladığı küçük kızı gördü .Bundan sonra her şey daha farklı olacak diye düşündü.

7 Aralık 2008 Pazar

BAYRAMINIZ MÜBAREK OLSUN

BÜTÜN İSLAM ALEMİNİN MÜBAREK KURBAN BAYRAMINI KUTLUYORUM.
BAYRAMINIZ SAĞLIK. SAĞLIK MUTLULUK NEŞE İÇİNDE GEŞMESİNİ DİLİYORUM.

BAYRAMINIZ MÜBAREK OLSUN

5 Aralık 2008 Cuma

CANIM OĞLUM 3 YAŞINDA.......


CANIM BİRİCİK OĞLUM 3 YAŞINA GİRDİ ONUN İÇİN KÜÇÜK BİR KUTLAMA YAPTIK. CANIM BİRİCİK MELEĞİM İYİKİ VARSIN İYİKİ HAYATIMIZA GİRDİN SEN BİZİM ACI VE TATLI GÜNLERİMİZDE EVİMİZİ ŞENLENDİREN KÜÇÜK MELEĞİMİZSİN. SENİN HAYATIMIZDAKİ ÖNEMİNİ ANLATMAKLA BİTİREMEM. CANIM BİRİCİK OĞLUM SENİ ÇOK SEVİYORUZ. ALLAHIM BU GÜZEL GÜNÜMÜZÜ HER SENE BU GÜNDE BİZE NASİP EDER İNŞALLAH.YÜZÜNDEN BU GÜLÜMSEME EKSİK OLMASINÇ SENİ ÇOK SEVEN ANNEN VE BABAN.
BİZİ HİÇBİRZAMAN YALNIZ BIRAKNAYAN NESLİHAN TEYZEN BAK BUGÜNDE YALNIZ BIRAKMADI.CANIM ARKADAŞIM SANA TEKRAR VE TEKRAR MİNNETTARIM. SEVGİLERİMLE......

6 Kasım 2008 Perşembe

SOBELENDİMMMMMMMMMMM..

Sevgili Canım Arkadaşım GELİNCİKLER DİYARI beni sobelemişti. Konusuna gelince Evde Nefret Ettiğimiz Şeyler.... gelde anlatma tam sırası..

1-Yerine Koyduğum şeylerin yerinde olmaması....

2-Evde yerlerin fayans olduğu için her gün silinmesi gerektiğine..offffffff

3-En nefret ettiğim, Pencerilerin silinmesine. sıkıcı ve zaman kaybettirir.... Bu nedenle fazla pencerelerle aram yoktur..

4-Her yıkanan çamaşır sonrası ütü yapmak...yığıldıkça yığılıyor yaaa..

5-Son olarakta Mutfakta işimin hiç bitmemesine........

Bu kadar.....
Şimdi bendeeeeeee.... Bende Sevgili Arkadaşım HERDEMECE Arkadaşımı SOBELİYORUMMM..
Hadi kolay gelsin..

9 Ekim 2008 Perşembe

ŞANLI BAYRAĞIM


BAYRAK

Ey,mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü,
Kızkardeşimin gelinliği,şehidimin son örtüsü!
Işık ışık, dalga dalga bayrağım,
Senin destanını okudum, senin destanını yazacağım.

Sana benim gözümle bakmayanın
mezarını kazacağım.
Seni selamlamadan uçan kuşun
yuvasını bozacağım.

Dalgalandığın yerde ne korku, ne keder...
Gölgende bana da, bana da yer ver !
Sabah olmasın, günler doğmasın ne çıkar.
Yurda ay yıldızın ışığı yeter.

Savaş bizi karlı dağlara götürdüğü gün.
Kızıllığında ısındık,
Dağlardan çöllere düşürdüğü gün.
Gölgene sığındık.

Ey, şimdi süzgün, rüzgarlarda dalgalan;
Barışın güvercini, savaşın kartalı...
Yüksek yerlerde açan çiçeğim;
Senin altında doğdum,
Senin dibinde öleceğim

29 Eylül 2008 Pazartesi

RAMAZAN BAYRAMINIZ MÜBAREK OLSUN




Ne zor bu gurbetçilik, yine bir Bayram daha Eşim'le Ben Ailesiz bir Bayram yaşayacağız.istemezmiyiz Ailelerimizle bir Bayram yaşamayı. Beklemezlermi yolumuzu,Ailecek bir Bayram sabahı yaşamayı. Ama bu gürbetçilik işte ordan oraya en güzel günleri böyle kaybediyoruz.İçimizdeki burukluk hiç bitmiyor.Bilirler bu gurbetçiliği yaşayanlar keşke memlekette olsaydık derler,bayramın güzelliğini beraber yaşasaydık derler.Şükürler olsunki Dostlarımız yanımızda, ya onlar da olmasaydı......
size sesleniyorum Gurbetçi Arkadaşlarım RAMAZAN BAYRAMINIZI KUTLARIM..........

AİLEMSİZ BİR BAYRAM DAHA....




Ve yine Ailemsiz bir Bayram daha.......
Sizleri çok seviyorum.......
Canım ANNEM Canım Babam....
Ellerinizden öpüyorum.......

İYİ BAYRAMLAR

30 Ağustos 2008 Cumartesi

30 AĞUSTOS ZAFER BAYRAMI TÜM TÜRKİYE YE KUTLU OLSUN




Zafer Bayramı, Türkiye Cumhuriyetinin 'nin ulusal bayramı. Her yıl 30 AĞUSTOS günü yurt çapında törenlerle kutlanır. Zafer Bayramı, 1922 yılında 26 AĞUSTOS ta başlayıp, 30 AĞUSTOS' ta Dumlupınar' da Mustafa Kemal ATATÜRK' ün başkumandanlığında zaferle sonuçlanan Başkumandanlık Meydan Muhaberesini (Büyük Taarruz) anmak için kutlanan bayramdır. İşgal birliklerinin ülke sınırlarını terketmesi daha sonra gerçekleşse de, 30 Ağustos sembolik olarak ülke topraklarının geri alındığı günü temsil eder.

Zafer Bayramı, ilk defa 30 Ağustos 1923 günü Afyonkarahisar. Ankara ve İzmir de kutlanmıştır. Resmî olarak Zafer Bayramı ilân edilmesi 1935 yılının Mayıs ayında olmuştur. Zafer Bayramı, tüm yurtta törenlerle kutlanır. Devlet erkânı ve bir çok vatandaş, Ankara da Anıtkabiri, diğer illerde de anıt ve şehitlikleri ziyaret edip, ATATÜRK, silâh arkadaşlarına ve komutasında savaşmış askerlere şükranlarını sunar. Hemen hemen her yerleşim yerinde, askerî birlikler geçit törenlerine katılır. Ayrıca dış temsilciliklerde de çeşitli kutlamalar yapılır.

6 Haziran 2008 Cuma

MORTGAGE


Sözcük anlamı ipotek olan "mortgage", konut sahibi olmak isteyenlere finans kuruluşlarınca konut üzerinden tesis edilecek ipotek karşılığında 15 - 20 gibi uzun vadeli konut kredilerinin kullanılmasını öngören bir tür gayrimenkul finansman sistemini ifade etmek için kullanılıyor. Türk Dil Kurumu "mortgage" sözcüğü için "tutulu satış" ifadesini öneriyor.
Bir malın kendisinin güvence olarak gösterilerek, ödünç alınan parayla satın alınması anlamına gelen iktisadi terim. İpotekli satış, ya da Mortgage'lı satış olarak da adlandırılır.
Tutulu satış genellikle taşınmaz mal (çoğunlukla da yapı) satınalımlarında kullanılır. Bu gibi satışlarda, parasal kurumlar ödünç verdikleri tutar (kredi) geri ödenene dek, taşınmaz mala el koyabilme yetkisini ellerinde tutarlar. Bu tutu, parasal kurumların ödünç verdikleri para için bir güvence niteliğindedir. Bu yöntem, özel ya da tüzel kişilerin, bir taşınmaz malın ederi kadar paraları başlangıçta olmasa da, malı alıp, genellikle 15-30 yıllık süre içerisinde parça parça ödemelerini ve sonunda da tümüyle sahip olmalarını sağlar. Ödeme tamamlandığında, tutu durumu ortadan kalkar.
Ödünç verilen tutar, ödünç isteyenin geri ödeme kapasitesine (genellikle aylık gelirinden giderleri çıkarıldıktan sonra hesaplanır) ve satın alınmak istenen taşınmaz malın "Hemen Paraya Çevrilebilir Değeri"ne (HPÇD) bağlıdır. HPÇD genellikle malın değerinin %75'i ile %90'ı arasında olur ve borcun ödenememesi durumunda malın parasal kurumca hemen satılabileceği tutara denk gelir. Tutu yöntemiyle alınan mallar, borcun ödenememesi durumunda, parasal kurumca, genellikle ederinin biraz altında beklemeden satılırlar.
Tutu yöntemiyle ödünç alınan tutarın geri ödenmesinde, genellikle o ülkedeki vergi yasalarına ve ödünç alanın alabileceği rizikolara bağlı olarak değişik parasal yapılar kullanılır. Örneğin borç faizlerinin vergiden düşülebildigi ülkelerde, geri ödemelerin sanki hepsi faiz ödemesiymiş gibi yapılandırılır. Ya da, ödünç alınan tutarın değişik oranlardaki bölümü (ödünç alanın riziko seçimine göre) borsa fonlarına yatırılarak ödemeler oradan gelen gelirle yapılır.
Birçok ülkede, özellikle de gelişmiş ekonomilerde, ev, işyeri satınalımlarının tutu yöntemiyle yapılması çok olağandır.

KREDİ KARTLARI HAKKINDA



Birden fazla kredi kartı kullanmanın harcamalarınızı kontrol etmeyi zorlaştırıp, gelirin çok üzerinde harcama yapmayı teşvik ettiğine dikkat çekilen çalışmada, fazla kredi kartına sahip olmanın herhangi bir kayıp / çalıntı durumunda da tüketicinin işini zorlaştıracağına değiniliyor. Çalışmada, kredi kartı kullanımı ve güvenliği konusunda şu uyarılar yapılıyor:

Kartınızın numarasını ve diğer bilgilerini sadece sizin ulaşabileceğiniz bir yerde muhafaza edin.
Kartınızı aldığınız bankanın çağrı merkezi numarasını yanınızda bulundurun, cep telefonunuza kaydedin ve mümkünse ezberlemeye çalışın. Kayıp / çalıntı durumunda vakit kaybetmeden bankanızı arayarak kartınızıkullanıma kapattırın.
Kartınızı kaybettikten sonra en yakın karakola giderek tutanak tutturun. Böylece, kartınızdan başkası tarafından yapılabilecek harcamalara karşı ek önlem almış olursunuz.ALIŞVERİŞ YAPARKEN
Alışverişlerde kartınızın pos makinesinden mutlaka yanınızda geçirilmesine dikkat edin. Kredi kartlarının manyetik alanlarının kopyalanması genellikle bu yöntemle yapılmaktadır.
İmzaladığınız alışveriş slibindeki tutar ile aldığınız ürünün fiyatının aynı olup olmadığına dikkat edin.
Alışverişiniz sonrasında size verilen slip örneğini ekstreniz elinize ulaşana kadar saklayın. Ekstrenizdeki harcamalar ile sliplerinizi karşılaştırın. Kartınızdan her ay düşük miktarlarda da olsa sizin bilginiz dışında çekilebilecek harcamalara karşı önlem almış olacaksınız.
İnternet üzerinden yapılan alışverişlerde kartınızın tüm güvenlik bilgilerini kullandığınızdan, alışveriş yapacağınız sitelerin güvendiğiniz siteler olmasına özen gösterin.
Site güvenliğinin, internet sitelerinin güvenliğini sağlayan uluslararası kuruluşlar tarafından korunup korunmadığına dikkat edin.
İnternet üzerinden yapacağınız alışverişlerde bankanızın size sağladığı sanal kredi kartı hizmetinden yararlanın. Bankanızın internet şubesinden sanal kredi kartı oluşturabilirsiniz.
Kartınızın numarası, vade tarihi ve arkasında yer alan üç haneli güvenlik numarasını başkalarıyla paylaşmayın, asla telefon üzerinden başkalarına vermeyin.Eğer internet üzerinden sipariş verdiyseniz, size verilen sipariştakip numarasını kaydedin.

10 Mayıs 2008 Cumartesi

Sol Yanım Acıyor Anne

Merhaba anne, Yine ben geldim. Merak etme okuldan çıktım da geldim.
Anneler de babalar gibi merak eder mi bilmiyorum ama Ali,
"Okula gitmezsem annem çok kızar, merak eder."demişti de onun için söylüyorum.

Geçen hafta öğretmen, sağ elimde sarımsak,
sol elimde soğan dedirte dedirte öğretti sağımı solumu.
Ben biliyorum artık anne, sağım neresi, solum neresi.
Ağrıyan yanımın neresi olduğunu.Şimdi iyi biliyorum anne.

Hani geçen geldiğimde:
Şuram acıyor işte, şuram demiştim deBir türlü söyleyememiştim ya acıyan yanımı anne
Bak şimdi söylüyorum. Şuram işte, Sol yanım çok acıyor anne.
Hem de her gün acıyor anne her gün.

Dün sabah annesi Ayşe'nin saçlarını örmüştü.
Elinden tutup okula getirdi. Yakası da danteldi.
Zil çalınca öptü, hadi yavrum sınıfa dedi.
Ben de ağladım, Ağladım hiç de utanmadım.
Öğretmen ne oldu dedi?Düştüm, dizim çok acıyor dedim. Yalan söyledim anne.
Dizim acımıyordu ama sol yanım çok acıyordu anne.
Bugün ben de saçım örülsün istedim. Babam ördü ama onunki gibi olmadı.
Dantel yaka istedim. Babam; "Ben bilmem ki kızım." dedi.
Bari okula sen götür dedim. "Kızım, iş..." dedi.
Ben de bana ne dedim, ağladım. "Kızım, ekmek" dedi babam.
Sustum ama okula giderken yine ağladım anne.
Ha, bi de sol yanım yine çok acıdı anne.
Herkesin çorapları bembeyaz, benimkiler gri gibi.
Zeynep, "Annem, beyazlara renkli çamaşırkatmadan yıkıyormuş" dedi.
Babam hepsini birlikte yıkıyor. Babam çamaşır yıkamasını bilmiyor mu anne?
Uffff, babam, her gün domates peynir koyuyor beslenmeme.
Üzülmesin diye söylemiyorum ama
Arkadaşlarım her gün kurabiye, börek, pasta getiriyor.
Biliyorum babam pasta yapmasını bilmez anne.
Hava kararıyor, ben gideyim anne.
Babam bilmiyor kaçıp kaçıp sana geldiğimi.
Duyarsa kızmaz ama çok üzülür biliyorum.
Kim bozuyor toprağını,
Çiçeklerini kim koparıyor?
İzin verme anne,
Ne olur toprağına el sürdürme!
Eve gidince aklıma geliyor bi de bunun için ağlıyorum anne.
Bak, kavanoz yanımda, toprağından bir avuç daha alayım.
Biliyor musun anne?Her gelişimde aldığım topraklarını
Şu kavanozda biriktirdim.
Üzerine de resmini yapıştırıp başucuma koydum.
Her sabah onu öpüyor kokluyorum. Kimseye söyleme ama anne
Bazen de konuşuyorum onunla.
Ne yapayım seni çok özlüyorum anne.
Ha unutmadan,
Öğretmen yarın anneyi anlatan bir yazı yazacaksınız dedi.
Ben babama yazdıracağım.
Öğretmen anlarsa çok kızar ama bana ne kızarsa kızsın.
Ben seni hiç görmedim ki neyi, nasıl anlatacağım anne.
Senin adın geçince sol yanım acıyor anne.
Hiç bir şey yutamıyorum. Bazen de dayanamayıp ağlıyorum.
Kağıda da böyle yazamam ya anne.
Ben gidiyorum anne,
Toprağını öpeyim, sen de rüyama gel beni öp.
Mutlaka gel anne,
Sen rüyama gelmeyince Sol yanımın acısıyla uyanıyorum anne.
Sol yanım acıyor anne. İşte tam şurası,
Sol yanım çok acıyor anne.
Seni çok özledim anne, çooook. Anne......


AYLA AYDEMİR

20 Aralık 2007 Perşembe

24 Kasım 2007 Cumartesi

FORMÜL


Bir gece uzanınca yatağına,
ağlayan gözlerim gelmiyorsa aklına
ve derinlerden bir ses "ara onu "demiyorsa
boşa yaşanmış bir avuç anı var demektir titrek ellerinde....
s_ugur' dan